Başıboş Bilgiler ve Aylakça Yürümek

Sizinle yürümek ve yazmak arasında bir paralellik gördüğümü paylaşmak isterim. Yazmak sistemli eylemlerden birisidir; kayıt altına almak, toparlamak, birleştirmek, çıkarmak gibi matematiksel işlemlerin de yapıldığı bilgi kümelerini, anlatımları, tarifleri içerir. Sözel dille de yakınlığı vardır, kendi kendine konuşmanın da kapısını aralar. İyi niyet dileklerini içerir, bir fotoğrafın arkasına ilk ayımız yazdığında, peçeteye şarkı isteği yazıldığında da hala yazma eyleminin içinde hareket ediyoruz. Atalarımızın duvarlara notlar aldığını düşünürsek, her yere her zaman yazmak mümkün.

Hem yürüyelim hem de konuşalım; çünkü zihnimde yine bir noktadan diğerine ulaşmak istiyorum.

Yazmak, bilginin “güç” haline geldiği dönemlerde biraz sistemselleşti, zihnin çalışmasına, sınıflandırmasına, üretmesine yardımcı olacak bir not tutma sistemine evirildi. Hızlı okuma gibi yazma da küçüldü, özümsendi, hatırlatıcılara dönüştü. Sanat yazınlarını çıkarırsak, sistemli ilerleyen çalışma dünyasında sizi gündemde tutan temel araç haline geldi. Takvimde işaretlenen toplantı notu, iletilen hatırlatıcı epostalar, puntolu kısa açıklamalar, daire içine alınan önemli kısa notlar, sözleşmeler, yazılı olan her evrak, biz şimdi burada bunun için anlaştık sözünün altını çizmeye başladı. Çalışma hayatında özellikle, anımsamak ve üretim için not almak ve bu notların takibini yapabilmek çok önemli bir hale geldi.

Mesela okulda her dersin ayrı bir defteri olduğunu öğrendik, ayrı defterler alır ve kaplardık, deli gibi ağır çantalarımız olurdu. Buradan başladığım ayırma ve not tutma bilgisini üniversitede parşömen kağıdına taşımıştım. Defter taşımaz ama ayrı derslerin notlarını ayrı kağıtlarda yazar ve ince şeffaf dosyalara koyardım. Bu benim taşıdığım ağırlığı azaltmıştı ama defter ayırma alışkanlığı bir anlamda devam etti.

Evde ise annem defteri düzenli tutmazdı; eskiden telefon defterleri kullanırlardı ve “A” bölmesinde yazan isimler “a” ile başlamazdı, yani bir sistem içinde ayrılan bu defteri kullanmazdı. Yazdığı sütçünün numarasını başka bir ismin ardından yazdığı için iki ismi beraber anımsar, sütçüyü bulamadı ise diğer ismi bulmaya girişirdi. Ben ise bu bulma telaşı içerisinde neden “S” sekmesi altına yazmadığını düşünürdüm. Bu bilişsel sistemi spontane zihin hatırlatıcıları var diye açıklamak mümkün.

Ben ezberleyemem, gelen bilgiyi aklımda tutamam. Ama bilgi hatırlamam ve kullanmam gerekirse bunun için iki yöntemim var: bilgiyi sınıflandırmak, not sistemi içerisine sokmak ya da çapalama yapmam gerekiyor.

Diyelim ki yarın 11.00’de çok önemli bir toplantı var ve katılımcı firmanın yöneticisi tanıştığımda sarı bir kravat takmış olsun. Sarı kravat artık bu firma ve yaptığımız işle ilgili tüm hatırlatıcıların çapası haline geliyor. Yarın 11.00’de toplantı var, sarı kravatı hatırla notu ekliyorum. Bu hatırlatıcı zihnimde silinmez ve unutulamayan bir bilgiye dönüşüyor. Bir fiziksel nesnenin etrafına yeni bilgileri ip misali sarıyormuşum gibi düşünün.

Zihin tarafında ise not tutmak ile sınıflandırılan bilgi aynı şekilde işlenmiyor. Kutular yapsam; günlük notlar, makaleler, kaynaklar, fikirler, filmler, şarkılar. Altına klasörler açsam; janrlar, akımlar, dönemler, kişisel bilgiler, referanslar. Kutuları klasörlerle eşleştirsem, şu fikre şu referans diye, zihinde aynı bilgiyi oluşturmayız.

Zihnin temel bilgisi, diyelim ki 0-6 yaş aralığı kümelenmeye başlıyor, bilişsel farklılıkların kendi çekmeceleri, bağları, referans noktaları var. Yeni gelen bilgi sizin eskinize bağlanıyor, benimki benim eskime. Daha net özetlersem yeni bir bilgi öğrendiniz ve bilgi birikim şemanıza bağlandı, hızlıca zihninizde ilişkilendirdiniz ve işlediniz. Böylece bilgilerimiz kendine özgü şemalara dönüşüyor. Bu sebeple benim bir bilgiyi alıp işlemem ve oluşturduğum bağlamlar sizden farklı olacaktır.

Şu ana kadar anlattığım tüm not tutma alışkanlıklarımız, zihin şemamız, bilgiyi hatırlama ve işleme tekniklerimiz bize bilgi ile ne yapacağımızı anlamaya yarıyor. Güncel yapay zeka sistemleri de benzer bir mantıkla çalışıyor, bilginin işlevselliği ile ilgileniyor.

Ekonomik sistemler de size elinizdeki bilgiyle ne yapacağınızı soruyor.

Şöyle bir bilgi okudum: Bizans dönemlerinde köylü kadınların kara çarşaf giydiği ve bu giyim alışkanlığının Anadolu’ya ve Orta Doğu’ya yayıldığı aktarılıyor. Bu bilgi benim güncel yaşamım, çalışmalarım, eğitimim ile ilgili değil. Bu bilgi işlevsel değil; daha doğrusu ölçümlenemeyen, yeni bir üretime vesile olmayan, para kazandırmayan bir veri.

Peki bu ‘işe yaramaz’ görünen bilgiyi ne yapacağım?

Öğrendiğim not alma sistemlerine göre zihnimde Bizans kültürü, köylü giyimi, Hristiyanlık, kara çarşaf, Anadolu alt başlıklarında birçok klasör açıldı bile.

Mesela konuyu kara çarşaftan, giyim kuşam tarihine taşıyabilirim ve kültürler arası etkileşimi sorgulayabilirim tıpkı yemeklerin kültürler arası etkisi gibi, ya da tek tip giyimin dinlerdeki yeri ve çıkış amaçlarına doğru yönelebilirim. Tüm bu yönelimler bir giyim parçasının tek bir kültür ve yaşam biçimi ile ilgili olamayacağını bana anımsatacak ve bilgi ile bağlam oluşturma pratiğimi geliştirecektir. Fark ettiyseniz zihnim birçok sıçrama yaptı, ama hala hiçbirisi benim çalıştığım alanla ilgili konular değil. Bırakın çapraz okumaları, bilgiler “bulaş” bile olmuyor.

“Ben bu bilgiyi ne yapacağım?” Biraz sessizce bu konuyu düşünmeden yürümek isterim…

Şu sonuca vardım:

Bu bilgi beni sadece ben yapıyor, zihnimi bana özgü yapıyor, kişisel alanlar yaratıyor. Bu tip bilgilere “Başıboş Bilgiler” demeye karar verdim. Yani amaçsız dolaşan zihin, amaçlı zihnin göremeyeceği şeyleri görebilir. Tıpkı amaçsız dolaşan insanlar; aylaklar (Flaneur*), boş gezenler, serseriler, gezentiler gibi. Toplumun beklentisinden uzak olmayı göze alıp yine toplumu gözlemlemek için dolaşma yeteneği olan insanlar dersem daha doğru tanımlarım ve zihnimizde de aylakça dolaşan bu amaçsız bilgilerinde hakkını vermiş olurum (*‘Flaneur’ Fransızca bir kelime ve 19. yüzyılda Charles Baudelaire ile parlatılmıştır).

Biz aylakça yürümeye devam edelim.

Fatih Altaylı’nın sunduğu bir YouTube programında, İtalya’ya gidip İtalyanca konuşup yemek sipariş edebilmenin zevkini ve kültürel katkısını anlatmak isterken, öğretim görevlisi olan konuğu, bu merakın ve kültürel ilginin yeni yetişen bir genci sistemin gerisine iteceğinin altını çizdi. Çalışma ekonomisinde yaşamda zevk için öğrenmek, amaçsız bilgi edinmek artık fırsat maliyeti yüksek bir şey. Bu sebeple, Altaylı’nın İtalyanca konuşma bilgisini az önce tanımladığım “Başıboş bilgi” statüsüne alabiliriz. Peki insan olmanın gereklilikleri kültür, jestler, özgünlük ne olacak?

Dışsal bir ödül veya onay beklemeksizin, eylemin kendisi için yapılan şey. İnsanın yapabildiği için yapması. İşe yaramayan, kimseyle paylaşılamayan, sınıflandırılamayan, satılamayan, ölçülemeyen bir şeye içsel değer vermek — bu şu an elimizde kalan en güçlü insani eylemlerden biri olabilir.

“Başıboş Bilgi” bu anlamda bir öz-bakım pratiği sayılabilir; kendinle ilişkini dışsal faydadan bağımsız olarak kurabilmek.

Yürümeye devam ederken bir noktaya doğru ilerlemeye başladım – zihnimde.

Walter Benjamin’in “Flaneur” kelimesini derinleştirdiği anlamı anımsadım. “Flaneur”, amaçsız dolaşan adam, yani aylaklık — ama Benjamin için bu bir tembellik değil, modern hızın ve işlevselliğin dışında kalan tek özgür eylem. Bizanslılar ile ilgili meraklandığım konu benim aylaklığım, bilginin başıboşluğu da bu kavrama yaslanmamdan geliyor.

“Yazmak, not tutmak” zihni sistemleştiren en temel araçlardan birisi oldu, bu sebeple zihin sıçramalarını, genişlemeyi yavaşlattı ve bağlamlar üzerine oturttu. Zihni, gelişimi, üretimi yazılı notlara indirgedi ve şimdi de tüm bilgi birikimini yapay bir sisteme emanet ediyor. Burada iki şey sezinliyorum;

  • Ya daha insan olmak için alan açabileceğimiz bir dünyaya evrileceğiz ve yapay zekayı kullanım amacımızı bu sebeple en kısa süreçte revize etmemiz gerekecektir
  • Ya da zihnimizi yapay zeka ile sistemleştirmeye devam edip tarihimizde ilk kez modernleşmede yüzyılımızın gerisine düşeceğiz. Modernleşmeyi burada sadece zihnin performansı için kullanıyorum.

Aylakça yürümeyi bıraktığımız gibi, başıboş bilgileri de değersizleştirmek istiyoruz. Bu insan olmaktan uzaklaşmak gibi geliyor; çünkü insan sıkılır, meraklanır, aylaktır, gereksiz şeylerle uğraşır, bazen başıboştur. Yaratmak ve üretmek için de insan kalmak gerekir.

Ben yürümeye devam ediyorum, aylakça…


Referanslar:

Field Dependence/Independence Witkin, H.A. (1977)

Schemata Theory Bartlett, F.C. (1932). Remembering: A Study in Experimental and Social Psychology

Autotelic / Flow Csikszentmihalyi, M. (1990). Flow: The Psychology of Optimal Experience

Distinction Bourdieu, P. (1979). Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste

Flaneur Benjamin, W. (1999). The Arcades Project. Harvard University

 *Görsel yapay zeka ile oluşturuldu.


Discover more from DO Wellness Co.

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a comment