Yürüyüş Neyi Anlatır?

Uzun bir yürüyüşü hedefledim bugün, tıpkı Mahatma Gandhi’nin tuz vergisine karşı yürümesi gibi. Bu yürüyüş “Salt March” 1930’da gerçekleşti ve Hindistan’ın bağımsızlığına giden yolda belirgin bir dönemeç oldu; tuz basit ama herkesin etkilenebileceği bir konuydu ve beklendiği gibi kitleleri etkiledi.

Yürümeyi öğrenirken birilerini örnek alırız, mesela annemin ayağı her zaman yere yakındı ve küçük adımlarla yürürdü. Babamsa tam tersi adımları geniş ve asker adımı atar gibi ayaklarını yerden ayırır ve tekrar indirirdi. Ben yürüme konusunda babamı örnek almışım. Bir kez yürümekle ilgili tersine mühendislik yapmak istedim, adımlarımı yavaşlattım, ağır çekim film gibi. Bir ayağımı yere yerleştirirken diğerini yukarı doğru çekiyordum ki üçüncü adımımı atamadan yürümeyi unuttum. Birisine adım atmayı anlatırken basitçe bir ayağının önüne diğerini atmak deriz ama zamanlaması ve dengesi ile beraber bu kadar da basit değildir.

Tekrar eden aralıksız bir davranış yürümek, bu sebeple de diğer uzuvlarımızla yaptığımız eylemlerden hemen ayrışıyor.

Yürümek en temelinde hayata karışmak ve bedeninize bir varlık olarak kamu alanında yer edinmek demek. Yürürken yer edinmenin nasıl olacağına, topluma uyumlanmak ya da aykırı olmak yönünde, karar vermeye başlarsınız.

Nasıl yürürüz, nasıl durur dinleniriz, nefes alırız, giydiğimiz ayakkabı, elbiselerimiz, nerede yürüdüğümüz, kaç kişi yürüdüğümüz hepsi toplum ve normlar tarafından şekillenir. Yürümek, toplu yürümek, bir nefes almaya çıkmak da olabilir, toplum için düzene karşı da olabilir.

Bir ayağı diğerinin önüne getirmek ayrı bir biyolojik başarı, fakat postürünüz, adım hızınız, hatta hızınızı alamayıp koşmanız dahi bir şey söyler. Diyelim ki gece yarısı ve bir sokakta yalnız yürüyorum ve arkadan hızlanan ayak sesleri duydum. Gece yarısı ıssız bir sokakta koşmak ya da hızlı yürümek bir tehlike belirtisidir. Böyle olmamasını dilerdim.

Şu anda yürüyüş parkında ise hızlı yürümek ya da koşmak şüpheli karşılanacak bir durum değil. Koşmanın ve hızlı yürümenin tanımlı ve güvenli olduğu bir alan içerisindeyim.

Yürüdüğünüz uzun yolun bazen de anlamı olmalıdır, her ne kadar aylakça yürümeyi felsefem yapmış olsam da. Bir amaçta birleşmek ve kolektif bir eylem içinde olmak belki bütün olma anına yakın bir his demek. Bu hisse insanın kapıldığı bazı anlar toplu ibadette de vardır. İbadet için, koşmak için, protesto etmek için toplanmanız sizin bedeninizi politikleştirir ve aynı zamanda tüm eşlikçilerle bütün olmanız anlamına gelir. Örneğin İşçi Bayramı’nda tüm dünyanın çalışan ve üreten insanlar için yürümesi, emeklerini görünür kılmak içindir.

Mahatma Gandhi’nin yürüyüşü, giyimindeki sadelik, gözlüğü, yürüme hızı bir politika üretiyordu: basit, yalın ve etkili ama bilge. Oluşturduğu basit öğelerle şekillenmiş bu yürüyüşü, tarihsel süreç içerisinde bağımsızlık hareketinin kurucu unsurlarından biri haline geldi.

Yürümek için toplanmak, bir devinim yaratmak, ortak bir performans sergilemek ve aynı amaca hizmet etmek zamanla bir kültür yaratır. Çünkü grubun içindeki bireyler değişse de ortak amaç devam edecektir. Bu da bir politika üretildiği anlamına gelir, kitlesel yürüyüşler politik olabilir. Politik amaç taşımayan kitlesel yürüyüş var mı derseniz, evet; karnavallar, festivaller, yarışlar, ruhani yürüyüşler gibi felsefi temeli olan iki ayak üstünde ulaşıma dayanan uzun soluklu etkinliklerdir ve yine kültür üretirler.

Bireysel yürüyüşe geri dönelim. Fiziksel olarak kamusal alanda tek başına var olabilmek, görünür olmak bir şey söyler diye aktarmıştım. Afganistan’da kadının kamusal alanda tek olması sistemsel bir başkaldırıdır. İran’da kadınların başı açık yürümesi de. Gördüğünüz gibi kamusal alana çıkıp bir adımı diğerinin önüne atmak dışında cinsiyetiniz, ırkınız, kıyafetiniz, saçınız sakalınız bir şey anlatır. Yürümek performatiftir: bireysel performans tekrar edildikçe bir anlam kazanır.

Aklıma eski Beyoğlu kabadayıları geldi. “Heyyyt! Var mı bana yan bakan!” diye nara atarken, saldırmaya hazır kapanmış göğüs ve öne doğru uzanmış omuzları, bir omzu muhakkak aşağı hafif sarkık. Elinde de tesbihi. Bu performans defalarca tekrar edilmiş, hal ve hareketleri oturmuş, o kabadayının reveransı olmuştur: “Havada uçan, karada kaçan… Heyyyt!”. Tekrarlı bu performanslar yürümeyi performatif yapar, bir anlatıya dönüşür.

Bireysel olarak yürüyüş yapmak kardiyovasküler kazanımlar dışında doğada yapıldığında kendinize de bir şey söyler. Kendi iç disiplininiz içinde bu insan olmaktır; doğayla buluşmak sinir sisteminizi düzenler ve size aitlik hissi kazandırır. Bireyin doğada yürümesi iç dünyasında kendisini görünür ve tanımlı kılar.

Kabadayı, tuz vergisine karşı direnişçi, sadece yürüyenler… Kamusal alanda bireysel ya da kitlesel yaptığımız her yürüyüş, amacından bağımsız olarak politiktir. Birer politik beden olduğumuzu ve toplum içinde görünür olmanın bir hikaye anlattığını unutmamak gerekiyor.

Kuşlar, ağaçlar, çimler, köpek, başka insanlar, güneş, temiz hava, toprak… Yürürken çevremde gördüğüm nesneler, hepsi canlı ve görünür. Benim gibi. Yürümeye devam ediyorum.

Küçük bir not eklemek isterim. ‘Salt March’ isminde geçen March kelimesi ‘Yürüyüş’ anlamına geliyor. Batı dillerinde protest bir tavırla yapılan tüm yürüyüşlere ‘March’ denir. Türkçe’ye Marş olarak girmiştir, aynı kökten gelse de kullanımı anları farklılaşmıştır. Ana anlamı toplumu simgeleyen müzik parçasıdır.

Marşlarımız Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana birleştirici bir unsurdur ve yine kitleleri harekete geçirmeyi amaçlar. Türkiye’nin 100. yılı için yapılan marşta söylendiği gibi yürüyoruz arkadaşlar…

“Yürüyoruz arkadaşlar bu yolda dik yamaçla
’Zor’ ne bilmeyiz, biz pes etmeyiz
Görüyoruz arkadaşlar, ufukta bir amaç var
Yerde, gökteyiz, ne şanlı milletiz”

(Norm Ender, 100. Yıl Marşı)


📩The Walking Letter bültenime ücretsiz abone olabilirsiniz 👉

🛍️The Conversation Cards’a’ erişim sağlayabilirsiniz 👉

🎙️Doğru Sorular Soruyorum Podcast Şov 👉

📧 İletişim ve bilgi almak için: deniz@dowellness.co


Discover more from DO Wellness Co.

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a comment