Başaran insanları anlatırken başarının tesadüf olmadığı söylenir. En meşhur ve ikna edici örnek Edison’un 999 hatalı denemesi sonrasında ampulü icat eden 1000’inci deneyinde başarıyı yakalamasıdır.
Her başarı hikayesi aslında başarısızlık tecrübesi ile pekişmez, tesadüfen olması da mümkündür. Edison’un sıkça aktarılan 999 hatalı deneme ve ardından gelen başarısını konuşurken onun yetiştiği dönemi, kültürü, eğitmenlerini, öğretmenlerini, ailesini, dönemin ihtiyaçlarını ve karakterini yadsıyamayız. Bilimsel gelişmeler birikimle oluşur ve bunda birçok bilim insanının, düşünürün katkısı vardır. Katlana katlana gelir başarı, burada başarısızlık denemeleri sadece veri ve yöntem kaydıdır. Bu durum sistemler, hükümetler, şirketler, toplumlar ve bireysel başarı hikayelerinde de geçerlidir. İhtiyaçlar ne ise bilim, düşünce, sistem, teknoloji o yana evirilecektir. İstisnai durumları dışarıda bırakıyorum.
Başarı hikayesi aslında ampül bilimsel öngörüsünün bilim dünyasında halihazırda bulunması, bulma isteği ve disipliniydi. Eninde sonunda sonuca ulaşılacaktı. Bilimsel bilginin birikerek oluştuğunu, kolektif bir bilincin ortak sonucu olduğunu unutmamak gerekir.
Başarı türleri vardır ve sınıflandırılması da mümkündür, illa ki yapılmıştır. Fakat sosyal olaylar, politika, savaşlar, kurumsal hayat, teknoloji, bilim gibi gelişen alanların başarı hikayelerinden bağımsız olduğunu düşünemeyiz. Uzun zamanlar boyunca hareket etmeyi kolaylaştıracak bir alet arayışı tekerleğin icadı ile sonuçlanmış ve nasıl bir çağ geçişine öncülük ettiyse, antik çağlardan bu yana elektrik kullanımı ile ilgili öngörüler vardı ve gözlemler, ihtiyaçlar ile beraber sanayileşme sürecine giriş yapıldı. Tıpkı cep telefonlarının varlığının 1900’lü yıllardan itibaren bilinmesi ama bazı teknolojik gelişim hızına bağlı olarak ertelenmiş olması gibi. Düşünüldüğü gibi cep telefonları, yani kablosuz telefonlar, 1990’larda birdenbire icat edilen bir teknoloji değildir. Şu anda da aynı öğrenme ve akabinde keşif ya da icat ile ilerliyoruz. İnsan zihninin öngörüsü aslında olmuş ve olacaklar arasında. Bu sebeple başarı hikayeleri bireysel olmayabilir; istisnaları hariç tutuyorum.
Başarının etik ve ahlaki değerlendirmesine hiç değinmiyorum, fakat yakın geçmiş popüler kültürümüze sıkça tartışılan bir örnekten bahsetmek isterim: Kardashian Ailesi ve geliştirdiği yeni ticari sistem. Bu yeni ticari sistem özellikle Influencer/Fenomen/OnlyFans gibi sistemlerin oluşmasına olanak vermiştir. Yaklaşım olarak Yale Üniversitesi gibi bir kurumda kabul görse de sosyal hayatta ticari başarısı aynı kabulü görmez.
Aklıma yine popüler kültürden bir isim geliyor, bu kez bir sanat insanı, Andy Warhol. Andy Warhol, Pop-Art akımı ile sanata daha ticari ve hızlı tüketilebilir bir yaklaşım getirmiş ve başarılı olmuştur. Warhol’un sanat uygulamasındaki bazı eleştirelen pratikleri, düşünceleri ya da karakteri için aynı eleştiriyi almaz, başarısına gölge düşmemiştir. Her örnek bize başarının farklı türlerini, dinamiklerini, zamanına göre değerini, belki değişken başarı tanımlarını anlatıyor. Kardashian ailesinin yayınlanmaya başlayan ‘Reality Show’ ile Andy Warhol’un ‘Campbell’s Soup Cans’ çalışması arasında 45-50 yıllık bir dönem farkı vardır. Bu açıklamalardan bir şov programı ile modern sanat çalışmasını görsel ve kültürel olarak aynı değerde gördüğüm anlaşılmasın ve fakat ticaret başarısı her iki örnek için de somuttur ve her ikisi de bir yozlaşmış kültür eleştirisi alır. Sadece bu eleştirinin görünür olduğu taraf bellidir. Başarı ve etik aynı eksende eriyen ve birleşen değerler değildir demek mümkün.

Başarıyı konuşurken güç tanımını da konuşmak gerekir. Dönem olarak enformasyonun, mekanik iş gücünün, kurumsal iş hayatının güç kaybı yaşadığı, insan olma değerlerinin değiştiği, ihtiyaçların farklılaştığı eski bir dönem olmamasına rağmen oldukça tükettiğimiz bir dönemdeyiz. Bu dönemin gücü hızlı varlık kazanma yollarıdır; kripto varlıklar, ‘OnlyFans’ gibi üyelik sistemleri, start-up’lar, mobil uygulamalar ve diğer görsel, işitsel oluşumlar. Hızlı varlık edinme sadece ticari de değildir, hızlı zayıflama ilaçları, hızlı estetik uygulamaları, hızlı terapiler (popüler psikoloji, olumlamalar, meditasyon gibi), hepsi güç-başarı-hız ekseninde beraber ilerler. Güncel dünyamızda, toplum için bu örnekler birer başarı hikayesi mi: evet!
”İnsan henüz olmamıştır.” Thomas Hobbes
Başarı hikayelerinin yanlış kurgusu olduğunu düşündüğüm bir diğer gösterge ‘ego’dur. Günümüz popüler inanç sistemleri, inanç ve ekonomik başarı iç içedir, iyi yaratılmış yaşamın ve başarının tek sorumlusu kişidir ve başarısızlığın da sorumlusu yine kendisidir der. Dış etkenler, geçmiş hikayeler, kültür, aile ortamı, maddi güvencesi ve eğitim başarı kriterlerini etkileyen sebepler olarak görülmez. Tam da bu sebeple başarılı insanların hikayesi sadece bir kişi ile gerçekleşir; ekonomik anlatı bireyin kendisine inanması ve denemesini ister, sadece birey başarabilir, sadece birey inanırsa mümkün olabilir.
Elon Musk, Michael Jackson, Beyoncé, Ajda Pekkan gibi isimlerin tek başına yol aldığını söylemek mümkün mü? Hayır! Fakat dinlediğimiz hikaye kurgusunda alamet baş karakterindir, yani hikâyenin protagonisti yaratılır.
Başarı hikayelerinde olmayan başka bir öge ise başarısızlıklardır, burada biraz sinema kurgusunun etkisi vardır. Hitchcock sineması, ana karakteri ile ne gördüğü arasında yarattığı kurguda çok başarılıdır. Buna ‘Rear Window’ denir, aslında biz ana karakterin ne gördüğünü bilmeyiz, onun baktığı pencerenin manzarasını görürüz. Karakterin pencere önünden dışarı bakarken görüntüsünün devamına koyacağınız görüntü pencerenin dışındaki ortam olur. Savaş meydanı koyarsanız, karakter savaştadır ve yüzündeki ifadeye endişe anlamı yükleriz, düğün dernek koyarsanız eğlencede olur ve pencere önündeki karaktere merak ya da eğlenen insan anlamıyla eşleriz. Ama biz bunu tek bir planda görmeyiz, gösterilene inanırız. Bu da işin kurgusudur, oldukça da başarılı bir akış örneğidir. Korku sinemasının ustasının bulması da durumu daha anlamlı kılar.

Başarı hikayelerinde benzer bir yanılsama yaşarız. Güncel bir başarı hikayesi Tesla, saf bir başarıdır, en azından belgeselinde bu şekilde aktarılır. Ana karakter Elon Musk şirketini kurdu, pencereden dışarı bakıyor ve pencerenin tek bir manzarası var o da Tesla. Pencereden bakan Musk başarılıdır anlamı hemen çağrışım yapar. Elbette anlatılan hikâyenin iniş ve çıkış noktaları, twist ettiği yerler vardır ama tüm bunlar hikaye yazma sanatının detaylarıdır. Başarısızlıklar, aslında başarı hikayelerinde, anlatılmaz, anlatılmış gibi yapılır. Hikâyede düşüncenin hareketini (Tez-Antitez-Sentez) göremeyiz, mutlak fikir vardır ve sonunda gerçekleşir. Alın size başarı! Ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek, bunu bilemeyiz.
Bu tür başarı hikayeleri, dinleyenlerde, sahte bir özgüven yaratır, size bir fikre inanmak yeterlidir der. Buna özgüven zehirlenmesi denir, kişinin kendisini üstün ya da fazla yetenekli görmesidir ve literatürde ‘Dunning-Kruger Etkisi’ olarak geçer. Ama ana kurguda yer bulamayan başarısızlıklar her zaman yine kişinin suçudur. Başarı anlatısı size başarısız olma ihtimalini aktarmaz, çünkü inanç, ekonomi ve gücün karşısındadır başarısızlık:
Sistem sizi başarısızlıklarınızın tek sorumlusu yapar.
Zihinlerimiz başarı odaklıdır; ektiğini biçmek ister çalıştığı emeğinin karşılığını almak ister yiyince doymak ister. İnsanlar ürettikçe anlam bulur. Bu sebeple en başarılı ve başarı hissini size veren işler, ilk önce yatağınızı toplamakla başlar. En basit başarı adımıdır ve hızlı sonuç verir. Yemek yapmak daha kompleks bir görevdir ve yine size başarma hissini verir. Bu tip kısa zamanlı başarı hikâyeleri zihni de kodlamaya başlar. Oysa biz çocukken düşe kalka öğreniriz yürümeyi ve bu sebeple de çocuklara küçük görevler vermenin önemi sıkça anlatılır. Çocuk başarısız olmayı da olağan seyrinde ve normal algılayarak büyür. Ta ki sistemle tanışana, başarı hikayelerinin kurgusunu izleyene kadar.
“İncil der ki biz Tanrı’nın suretinden yaratıldık. Biz ayda yürüdük, bilgisayarı icat ettik ve kendi evrim sürecimizi analiz ettik. Ama insanoğlu aynı zamanda gaz çıkarır, geğirir, esner, hıçkırır, öksürür, güler, ağlar, hapşırır, kusar, kaşınır, tırmalar ve gıdıklanan, hayvan sürüsüdür.” Bu metin şu günlerde okuduğum Robert R. Provine’ın Curious Behavior kitabından alıntıdır (Harvard University Press). Bu düşüncelere evrim sürecini irdeleyen herkes varmıştır. Ben bu durumu modern insana ve modern topluma çok hızlı evrildiğimizi söyleyerek açıklıyorum. Bu alıntıda bahsi geçmeyen utanç, kıskançlık, suçluluk hissi gibi ilkel duygularımız da hala bize eşlik ederken, başarıya nasıl tek başımıza ulaştığımızı anlatırız. Tanrı’nın suretine özeniriz, ki rivayete göre Babil Kulesini dahi yapmışız ona ulaşmak için, fakat ilkel yanlarımızı unutmuşuz. Bir yaratım hikayesi içerisindeyiz, insanoğlu başardığında yarattığını düşünüyor ve bu başarıyı Tanrı’nın gölgesine sığdırmak için olabildiğince mükemmelleştirmesi gerekiyor. Oysa yanlış kurgulanmış bu başarı hikayesinden sadece haz alıyor.
Hazcı bir sistemin içinde bir yaratıcı olma hayali aslında ilkel bir düzeni anlatıyor. Aklınızda soru işareti kalmasın, başarılı olma hissi ilkeldir, bunu takdir etmek de.
Hala avlanıyoruz ve hala daldaki elmanın peşindeyiz.
Discover more from DO Wellness Co.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.