Bir İskoç birey sadece çay, kahve, su ve vitaminler yardımıyla 125 kilogram kaybetmiş. Bu kiloyu tam 382 günde vermiş, Guinness Rekorlar Kitabına giren bu olay 1960’larda geçiyor. Kıtlık nedir diye Google’a sorduğumda karşıma çıkan bir dataydı. Kıtlık genel olarak açlık ya da susuzluk ile ilişkilendirilen bir durum, bu sebeple karşıma ilk önce bu örneğin çıkmasına şaşırmadım.
En popüler sorulardan birisi bir insan ne kadar aç yaşayabilir, su içtiği müddetçe depoladığı yağları kadar bir yaşam ömrü var diyebilirmiyiz bu örnek üzerinden. İster istemez aç kalma korkusu pandemi sürecinde hepimizin zihnine erişti, çünkü hareket ve temas kısıtı varken, ulaşım ağlarında problemler yaşarken, her ülkenin önce kendi vatandaşını korumak ile yükümlü olduğunu anımsadık, siyasi ilişkilerin, alım gücünün, aşı temin etme sıralamasında dahi bir önem taşıdığını fark ettik. Biraz tatsız bir konuyu Wellness çatısı altında değerlendirmek istiyorum. Bu tip büyük ve negatif kelimeleri daha tarafsız bir yere çekebilmem ise seçenekleri görebilmem ile oluyor.
Yani bir çözüm üretebilir miyiz, kıtlık nedir sorusundan ziyade seçenekler neler onları görmek üzere bir zemin hazırlayalım istiyorum.
“Ve asıl soru kıtlık gerçekten yakın gelecekte olabilir mi?”
İnsanların ne kadar aç kalabileceği ve vereceği tepkiler ile ilgili çok tartışmalı bir çalışma var, ‘Minesota Açlık Deneyimi’ olarak geçiyor, ana araştırmacı Ancel Keys, 2. Dünya Savaşı esnasında gerçekleşen bu deneyde açlığın fiziksel ve psikolojik etkiler incelenmiş, 400 gönüllü katılımında üç fazda tamamlanmış: 12 haftalık kontrol fazı, 24 haftalık açlık fazı, ki fazda vücut kitlesinin %25’ini kaybetmeleri amaçlanmış, ve son olarak iyileşme fazı. Buluntular şöyle olmuş; depresyonda belirgin artış, kendi bedenlerine fiziksel şiddet, izolasyon, sosyal yaşamı erteleme.
Bu deney beni Afrika’da yaşanan kıtlık ve susuzluk problemlerine götürdü. Yıllardır tüm dünya olarak seyirci kaldığımız bu durumu empati/acıma/kayıtsızlık/kötücül hisler gibi duygu hallerinden sıyırıp bir çözümle bitiremiyoruz. Bu konu başlı başına bir dosya ve ekonomik politikalar, sömürgecilik, kapitalist sistem, ırkçılık, iklim koşulları dahil olmak üzere bir çok tartışmalı konuyla kesişiyor. Bu problem ile ilgili yıllar önce bir belgesel izlediğimi ve ağaçların zamanla kesilip, izinli ya da izinsiz, sistematik olarak nasıl kuraklığa sebep olduğunu, bu kuraklık sonucu değişen iklimi aktarıyordu. Kıtlık konusunu bu çerçeveden aldığımızda kıtlık yaşanan ‘değer/kaynak’ su mu, yoksa ağaçlar mı diye tekrar sormak isterim.
Bir bireyin altmışlı yıllarda tecrübe ettiği bir yılı aşkın süren orucu bir Wellness deneyimi olarak değerlendirilebiliriz; elbette otoriteler bunun sağlıklı olmadığını söyleyecektir, zihinsel dünyasının etkileri o yıllarda incelendi mi emin değilim ya da daha sonra yeme bozukluk problemleri yaşadı mı bilmiyoruz. Ana motivasyonu evlenmek imiş ve olumlu olarak sonuçlanmış. Kıtlığın sebep olduğu açlık bir deney/deneyim değil, kişisel bir tecrübe de değil.
Minesota deneyinde olduğu gibi iyileşme safhaları ve nihayetinde iyileşme süreci olmuyor. Özellikle savaş ve pandemi dönemlerinde yaşanan kıtlık örnekleri oldukça trajik. Artık iki binli yılların geçtiği zaman diliminde kıtlık oluşması için sanıyorum daha çok ekonomik ve politik sebepler olması gerekiyor, pandemiyi dahil ediyorum, pandemide yaşananlar sistem, teknoloji, altyapı, ekonomi ve siyaset ile ilgili. Fakat diyelim ki iklim değişikliği sebebiyle oluşan sıcaklık artışları ile ekinlerin kuraklığı söz konusu oldu, aslında yine gıda/kaynak yetersizliği değil de siyasi sebepler kıtlığa sebep oluyor, o sebeple cümle başındaki fakatı düşürdüm. Yine de argümanlar var, ve elbette kaynak kıtlığı yaşanabilir.
Kıtlık olması hali ile ekonominin ilişkisini ise şöyle açıklayabiliriz: mevcut kar bazlı ekonomik sistem ve üretim teknolojisi ile ulaşılan üretim seviyesi yetersizdir. Yani teknolojik yetersizlik olabilir, ekonomik sistem planlaması yetersiz olabilir, para kıtlığı da ekonomi içerisine giren bir yetersizlik hali, gelir dağılımı da yetersizliğe sebep olabilir, gayrisafi milli gelirimizin artması herkesin bundan eşit faydalandığı anlamına gelmiyor, bir sokakta havyar bolluk iken, alt sokakta işlenmiş sağlıksız füme et kıtlık sebebi olabilir ve bunu ben değil Nobel Ödüllü, Hint Ekonomist Amartya Sen anlatmış ve tam da bu konu sebebiyle ödül almış. Kıtlık halini kıt kaynak ya da mal, üretim, zaman, emek, sermaye, teknoloji oluşturabilir. Mesela bakır bir sahanın kalaylanması emek ve zaman ile ilgili bir konu, ve kazancı yetersiz bir iş kolu, bu sebeple de zamanla kıtlığa uğramış. Burada bakır bir sahanda yapılan yumurta lezzet değeri yüksek bir gıda olsa da, sahanı almak yine görece ucuz olsa da, sürüdürlebilir bir refahı genelde yoktur. Sanıyorum hepimizin evinde kalaylanmayı bekleyen bir bakır sahan, cezve vardır. Yani kalaycı kıtlığı yaşıyoruz, sadece bugüne kadar bunu kıtlık olarak etiketlemedik.
Kıtlık konusunu daha da ilginç bir yere çekelim mi? Benim ilk mesleğim Reklamcılık alanına. Reklamlar da kıtlık ortamı yaratır: size pazarladıkları ürün ya da hizmet ile ilgili kıtlık bilinci oluştururlar. Ulaşmanızın zaman aldığı her mal sizin için kıtlıktır. İPhone 14’ü henüz almadı iseniz, siz kıtlık yaşıyorsunuz.
Kıtlık elbette rant sebebidir, yakın zamanda yaşadığımız pandeminin ilk sürecinde maske bulamamamız hepimiz için sağlık temelli çok ciddi bir kıtlıktı. Yani kıtlık kısacası sanıldığı gibi sadece gıda ve su değildir. Yine pandemi sürecinde halde çürümeye atılan domatesleri, soğanları, patatesleri görmüştük ve sanıyorum bu konularda soruşturma açılmıştı. Amaç kıtlık ortamı yaratıp fiyat attırmaktı. Yani rant sağlamak için kıtlık ortamı oluşturulabiliyor, geçmişte en çok savaş döneminde örnekleri yaşanmıştır.
Kıtlık ne yazık ki politik de olabilir, bununla ilgili olarak Holodomor örneğini okudum, Wikipedia’da göz taraması yaptım diyelim. Sovyetler Birliği döneminde yaklaşık sekiz milyon insanın domine edilen tarım politikalarına karşı gelmeleri sebebiyle aç bırakıldıkları ile ilgili bir terim Holodomor. Kelime anlamı ise açlıktan öldürmek anlamına geliyor, yani üzücü ve tartışmalı bir konu, iyice araştırmak ve ona göre yorumlamak gerekiyor. Benim öyle bir fırsatım henüz olmadı.
‘Kıtlık nedir?’ tanımını Oxford Sözlüğü şöyle açıklamış; gereksinime yetmeyecek denli azlık, az ve zor bulunma, gereksinimi karşılayamama, kıt olma durumu. Ben bu açıklamadan zeka, kağıt, yol, uçak, para, buğday, su kıtlığı olduğu gibi, sevgi, huzur, mutluluk, kültür, eğitim, fikir kıtlığı da olabilir diye anlıyorum. Kıtlık, kıt olma durumu çok geniş ürün/kaynak çeşitliliğinde ve azlık çokluk ya da adet gibi birim değerler üzerinden ölçümlenebilir.
Kıtlığın karşıtı refahlıktır. Yani toplumun maddi ya da manevi kazanımının artmasıdır. Zihinsel refahı da kapsar. Kıtlık şaşılmayacak bir şekilde zihinsel aktivitelerde de yetersizliklere sebep olur. Ekmek peşinde koşarken zihinsel dinginliği ve refahı sağlamak, fikir üretmek mümkün olmayabilir. Refahlık elbette yine ekonomi ile ilgilidir. Sağlıklı bir iletişim ile temelden ilgilidir, agresif bir ekonomiden uzaklaşmış, zihinsel aktivitesi artmış, çevreye duyarlı bir ekonomiye geçmiş, daha az enerji kullanan, daha az çevre kirliliği yaratan, daha çok zaman yaratan bir ekonomiden bahsediyoruz. Refah ekonomisi temel özelliklerinin başında devletin asgari yaşam koşullarını sağlama zorunluluğunun olması, kaynakların adil ve verimli bir şekilde tahsis edilmesi, sosyal ve adil bir dengenin sağlanmasını gerektiren tüm diğere koşullar da bu ekonomik model altında sıralanmış. Aslında temelde yapmak istedikleri kıtlığın yaşanmayacağı, herkesin refah olabileceği bir iktisadi model oluşturmak.
Zihinsel refah dedim, zihinsel refahınız dolabınızı ne kadar doldurabildiğiniz ve biterse yine doldurabileceğiniz ile ilgilidir. Eğer bu gerçek bilinç sizin için geçerli değilse zihinsel olarak kıtlık yaşıyorsunuz demektir.
Sordum: ‘Türkiye’de kıtlık olur mu?’
Bu sorunun cevabı Türkiye ve her ülke için tarım politikaları, siyasi dış politikalar, siyasi iç politikalar ve dışa bağımlılık, alım gücü, ihraç edilen ürünlerde ülke çeşitliliği, olağanüstü hallerde taşıma ağlarının yönetimi, özel koşullar için yapılan ticari anlaşmalar gibi bir çok parametre içeriyor. Tartışmak için de alanında uzman kişiler ve ‘Doğru Sorular’ gerekiyor.
O sebeple,
Doğru sorular soruyorm, basit cevaplar arıyorum:
– Tarım desteği yeterli mi?
– Tarımsal üretim planları var mı?
– İthal gıda bağımlılığı var mı?
– Haritalama yapılıyor mu: hangi bölge/ hangi ürün/ toprak haritası/ sulama haritası/ ürün haritası/ ormanlık alan/ hayvancılık alanı/…
– Kaliteli ve verimli buğdayımız var mı ve yeterli mi?
– İnek performansı ve verimi yeterli mi?
– Tarımda yeşil devrimi nedir?
– Gelecek otuz yılın tarım planları neler?
– 2030 iklim kongresine hazır mıyız? Hangi çalışmaları yürütüyoruz?
– Kıtlık ölçümleri yapılıyor mu?
Eminim benim aklıma gelmeyen bir çok soruyu siz bu listeye ekleyeceksinizdir.
Sevgiler
Deniz
Kaynaklar:
https://edition.cnn.com/2003/WORLD/europe/09/04/uk.blaine/
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3673773/
Kapak fotoğrafı kaynak: https://www.google.com.tr/amp/s/www.apeuk.org/unraveling-the-root-causes-of-famine/%3famp=1
Discover more from DO Wellness Co.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.